Barış Manço 'nun Kendi Dilinden
Büyük Usta Barış Manço 'dan hatıralar
Kazım Koyuncu
Dünden Bugüne Rock köşesinin 2014 Temmuz Ayı Konuğu : Kazım Koyuncu
Barış Manço Rock Derneği
BMRD Hakkında Genel Bilgi
Üyelik Girişi
Takvim
Site Haritası
TARİTE BUGÜN
Tarihte Bugün
RÜYA TABİRLERİ
KONSER

Hayatı ve Yaşantısı

 
 

 
 
Konya ovasında yaşayan Mançozade adlı büyük bir aile, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u alması ile birlikte Rumeliye göç etmiş ve Selanik'e yerleşmiştir. Birinci Dünya Savaşı'na kadar Selanik'de yaşayan Mançozade ailesi, savaşın hayat koşullarını güçleştirmesi nedeniyle tekrar İstanbul'a göç etmiştir. Mançozade'lerden Mehmet Abdi bey İstanbul'da bir konağa yerleşmiş ve arkadaşının kızkardeşi olan Nimet Hanım'la evlenmiştir. Yıllar sonra Nimet Hanım, Barış Manço'nun "Gülpembe" şarkısının ilham kaynağı olacaktır...


Cumhuriyet devrimlerini yaşayan aile, soyadı kanunu ile birlikte "Mançozade" olan aile adlarını değiştirerek, "Manço" soyadını alırlar. Abdi bey ile Nimet Hanım'ın oğlu Hakkı Bey, Rikkat Uyanık ile evlenir. Hakkı Bey ile Rikkat Hanım'ın ikinci çocuğu 2 Ocak 1943 tarihinde doğan Mehmet Barış Manço'dur. Onlar, Barış Manço, Oktay Manço, Savaş Manço ve İnci Manço olarak dört kardeştiler.

İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarında doğan Barış Manço, ailesinin savaşın bitmesine duyduğu özlem nedeniyle "Barış" isminin kendisine verildiğini söylemektedir. Dönemin Türk Sanat Müziği sanatçısı olan Rikkat Hanım ile Hakkı Bey, Barış 3 yaşındayken ayrılırlar. Babasının yanında büyüyen Barış Manço'nun çocukluğu Kadıköy'de geçmiştir. İlkokulu Gazi Mustafa Kemal İlkokulu'nda tamamlamış, daha sonra Galatasaray Lisesi'ne devam etmiştir. 10.sınıftayken babasını kaybeden Barış Manço, Galatasaray Lisesi'nden ayrılarak Şişli Terakki Lisesi'ne gitmiş ve oradan mezun olmuştur.

Barış Manço, aileden gelen yetenekle 2 yaşından  itibaren şarkı söylemeye ve Ortaokul 2.sınıf öğrencisiyken de amatör olarak müzikle uğraşmaya başlamıştır. Liseyi bitirince 20 Eylül 1963 tarihinde, önce Paris'e, oradan da Belçika'ya ağabeyi Savaş Manço'nun yanına gider. Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim, grafik ve iç mimari okur. Lisede çok başarılı olmayan hatta müzik ve coğrafyadan ikmale kalan Barış Manço, bu okuldan çok iyi bir derece ile; okul birincisi olarak mezun olmuştur. Galatasaray Lisesi'nde başlayan müzik hayatı, Belçika'da da devam etmiştir...

 Manço, 1969'da yurda döndüğünde, "Dağlar Dağlar" şarkısını yaptı. Bu şarkı, O'nun hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. Aynı yıllarda görüntüsü değişmekte, müziği ve kıyafetleri ile bir ekol oluşturmaya başladı. Barış Manço, insan ilişkileri konusunda çok iyidir. Bağlantı kuramayacağı hiçbir canlı yok denebilir. Zaten daha sonraki yıllarda da yaptığı bir röportajında; "Kendimi, toplumla diyalog kuran bir iletişim aracı olarak görüyorum" diyecektir.

 1971 yılında askerlik yılları başlayacaktır. Askerdeki ilk ayları; hem ani olarakaskere alınması, diplomasına rağmen üniversite mezunu olmasının tartışılması, hem de saçlarının kesilmesi nedeniyle çok keyifli başlamadı. Askerliğini Polatlı'da Topçu asteğmen olarak yaptı. Askerliğin son ayları ise güzel dostluklar ve askeriyede bir dizi konserlerle üretken bir hale dönüştü.

Askerlikten sonra yine bir süre Belçika günleri araya girmektedir. Barış Manço, sıradışı kıyafetleri, takıları, enterasan el hareketleri ve şarkılarına çektiği klipler ile bizleri şaşırtmayı sürdürmeye devam eder. Sanatçı, görevinin biraz da şaşırtıcı şeyler yapmak olduğuna inanmıştı. Yıllar geçtikçe bu davranış ve biçimlerin onun özgün kişiliği olduğunu daha iyi anlayacaktık...

Barış Manço, 18 Temmuz 1978'de Kadıköy Evlendirme Dairesi'nde Lale Çağlar (Manço) ile evlendi. Bu konuda da topluma örnek olmayı başaran Barış Manço, evliliğinde de İstanbul geleneğini sürdürdü. Bu evliliği, Lale Manço da 1998 yılında yaptığı bir röportajda "Barış içinde 23 yıl" diye tanımlıyor. Çiftin evdeki birliktelikleri, iş hayatında da devam etmiştir. Lale Manço, televizyon programlarına yönetmen ve yapımcı olarak imzasını atar. Bu beraberliğe, oğulları 19 Mayıs 1981'de Doğukan Hazar, 24 Temmuz 1984'de de Batıkan Zorbey katılır. Dünya çocuklarının Barış abisi, kendi çocuklarıyla da iyi arkadaş olduğunu söylemektedir. Yoğun iş programı çocuklarını ihmal etmesine asla neden olmamıştır.

Çocukları için en büyük öğüdü, yaptıkları işin en iyisini  severek yapmaları gerektiğidir. Çocukları için tek kaygısının "adam gibi adam"lık konusunda olduğunu dile getiren Barış Manço, çocuklarının hangi mesleği yaparsalar yapsınlar, tornacı bile olabilirler ama kendi deyimiyle onlar için "Doğukan usta, öyle bir vida sıkar ki başka türlü sıkar" denmesini arzu ettiğini söylemektedir. O, doğu ile batının sentezini yapmıştı. O'na göre, doğunun herşeyi kötü, batının herşeyi iyi doğru bir kavram değildi. Oğullarına da Doğukan ve Batıkan isimlerini koyması, doğu ve batının barış içinde olması dileğinden kaynaklanmaktadır.

Barış Manço'ya göre, Türkiye'nin de bulunduğu konumun kesin bir sınırlaması yoktur. Türkiye, doğudan bakıldığı zaman batıda, batıdan bakıldığı zaman da doğudadır. Bu konudaki duygularını ise, Japonya konserinde 20.000 Japon'un Türk bayrağı çıkartıp sallamasından televizyon başındaki 60 milyon insanın gözyaşları içinde izlemesi gibi heyecanlandığını ve gurur duyması ile ifade ediyor. Barış Manço yabancı ülkelerdeki çalışmaları için yaptığı değerlendirmede, "Japonlar beni sahiplendiler, milyonlarca Japon konserlerime geliyor, CD'lerimi alıyor, Japonlar bende doğru birşeyler buluyor. Şarkılarımı didik didik inceliyorlar, onlardan konferanslar hazırlayıp televizyon programları yapıyorlar. Türkiye'de bunun onda biri yapılmadı. Belçikada ise, onların ülkelerini tanıttığım için Liege Prensliği onur ödülü verdiler. Törene limuzin ve dört eskort ile gittik. Belçika'nın en büyük gazetesi birinci sayfada yarım sayfa ayırdı. Türkiye'de ise 40 yıllık sanat yaşamımda baş sayfaya çıkamadım" gibi bir serzenişte bulunmuştu. Ne yazık ki yıllar sonra baş sayfada bulunma nedenin "vefat" olması çok hüzünlü bir durumdu...

Önemli olmaktan çok değerli olmayı tercih ettiğini söyleyen Barış Manço, duygusallığı, seçtiği bir yaşam biçimi olduğunu vurgularken, kendi deyimiyle kuzey kutbunu da asla kaybetmediğini de sözlerine ekliyor. Manço; Rus romantikleriklerinden, Korsakof, Musolski ve Çaykoski'den etkilenerek, evinin dekorasyonunda da romantik çağı, 19.yüzyıl sonu ile 20.yüzyılın başını yansıtan tarzı tercih etmişti.

Türkiye'deki en uzun ve en başarılı televizyon programlarını yaptı. 200'den fazla şarkısı O'na; 12 altın ve platin albüm/kaset ödülü kazandırdı. Şarkılarının bir bölümü Yunanca, Bulgarca, Arapça, Farsça, Japonca, İbranice, Fransızca, İngilizce ve Flemenkçe'ye çevrildi. Her ülkede şarkıları çok sevildi. Kongo'daki 12-13 bin kişinin katıldığı konserde "Domates Biber Patlıcan"ı söylerken, Kongoluların koro halinde şarkıya eşlik etmeleri şarkının evrenselliği hakkında bilgi vermektedir. Bu konuya başka bir örnek de Mısır'da yaşanmıştı. Barış Manço, Mısır Televizyonu'nda canlı yayında Dağlar Dağlar'ı Arapça söylemişti, bu programın sonunda Mısırlılar sokağa döküldüğü gibi, program da defalarca tekrarlanmıştı.

En büyük arzusunun ansiklopedilerde yer almak olduğunu söyleyen ve "Barış Manço Müzesi" kurmak isteyen Manço, "20. yüzyılda yaşamış, o yüzyıla damgasını vurmaya çalışan bir Türk'üm, 20.yüzyılın Türk müziğini yapıyorum" demektedir. Müzik ve televizyon hayatında sayısız ödüller alan Barış Manço, 1991 yılında devlet sanatçısı ünvanı, yine aynı yıl Hacettepe Üniversitesi onursal doktora ünvanı, Uluslararası Teknoloji Ödülü, Japonya Uluslararası Kültür ve Barış ödülü, Belçika Krallığı Leopold II Şövalyesi nişanı, Fransız Kültür Bakanlığı Edebiyat ve Sanat Şövalyesi nişanı, Türkmenistan Cumhurbaşkanlığı; Türkmen Vatandaşlığı ödülleri kazanmıştır...

Barış Manço, 1999 yılında 31 Ocak'ı 1 Şubat'a bağlayan gece, geçirdiği kalp krizi sonucunda hayata veda etmiştir. Türk halkı vefa borcunu O'nu Onursal Evlad seçerek gidermeye çalışmakatadır.

Adına kurulan Dünya'daki ilk ve tek Barış Manço Derneği olan Barış Manço Rock Derneği Barış Manço ve Rock Müzik için uğraş vermektedir.
 
 
 
 
 

Barış Manço Şarkılarındaki Didaktik Unsur:

Barış Mançoeserlerinde doğruluk.dürüstlük , helal kazanç , çağdaşlık ,cumhuriyetin önemi, genç ve çocuklara doğru ve faydalı olanın gösterilmesi vedeörneklenerek öğretilmesi  , hayatın siyaseti , dil ve Türk milletininözelliklerini vurgulamış ve şarkılarında atasözlerini sürekli kullanmıştır.

Barış Manco eserlerinde iyi olanısöyler yanlış olanı anlatır ne yaparsak sonunda ne olur gibi veriler verir.

Şöyle yaparsan boyle olur gibiyargılar uyandırır.Atasözleri ile söylediklerini doğrular ve pekiştirir.Çağdaşozan edasinda Barış der  , Barış  bilir , gibi sözlere yer verir.

Barış Manço eserlerinde çocuklar,yaşlılar,sevdalılar ve hatta hayvanlara yönelik unsurlar kullanmıştır.Kimseyi kırmadan ,incitmeden söylemek istediklerini belirtir ve bunları ispatları ile şarkılarının içine serpiştirerek
 pekiştirir.
 
 
  
 

- Türkiye Cumhuriyeti : Devlet Sanatçısı - Ankara (1991)
- Hacettepe Üniversitesi : Onursal Doktora - Ankara (1991)
- Soka Üniversitesi : Uluslararası Kültür ve Barış ödülü - Tokyo,Japonya (1991)
- Belçika Krallığı : Leopold II Şövalyesi Nişanı - Brüksel,Belçika (1992)
- Fransız Kültür Bakanlığı : Edebiyat ve Sanat Şövalyesi Nişanı - Paris,Fransa (1992)
- Türkmenistan Cumhurbaşkanlığı : Türkmen Vatandaşlığı - Aşkabat,Türkmenistan (1995)
- Pamukkale Üniversitesi : Onursal Doktora - Denizli (1995)
- Min-On Vakfı : Yüksek Şeref Madalyası - Tokyo,Japonya (1995)
- Gazeteci ve Yazarlar Vakfı : Hoşgörü ödülü (1996)

- 3000 den Fazla Plaket ve Onur Ödülü ile Türkiye'nin en çok    ödül alan tek sanatçısı olma ünvanı...

-Türk Milleti tarafından ONURSAL EVLAD ünvanı...(1999)
 
 
 
  
 
  
 
 
 
 

1975- 2023 (Yavuz Plak)
1976- Baris Mancho (1977'de " Nick The Chopper " olarak cikti )(CBS)
1978- Yeni Bir Gun (Yavuz Plak)
1978- 20 Sanat Yili Disko Manco (Turkuola)
1981- Sozum Meclisten Disari (Turkuola)
1983- Estagfurullah...Ne Haddimize!.. (Turkuola)
1985- 24 Ayar Manco (Emre Plak)
1986- Degmesin Yagli Boya (Emre Plak)
1988- 30 Sanat Yili Fullaksesuar Manço-Sahibinden Ihtiyactan (Emre Plak)
1989- Darısı Başınıza(Yavuz Plak)
1992- Mega Manco (Emre Plak)
1995- Musaadenizle Cocuklar (Emre Plak)
1996- Baris Manco Live In Japan (Emre Plak)
1999- Mançoloji

2000- Barış Manço Senfoni Orkestrası
2001- Barış Manço İngilizce Albümü
2002- Yüreğimdeki Barış Şarkıları
2004-2023 Albümü

2008 - Barış Manço Şarkıları Çocuk Korosu

2009 - Barış Manço Kızılcıklar Oldu Mu -Fransızca
2010 - Barış Manço Şarkıları Çocuk Korosu 2
 
 
 
 

 

 
4x21 DOLUDİZGİN
 
 
Barış Manço, Türkiye'nin gündemine müzik dünyasından gelmişti. Şarkıları, kıyafetleri, klipleri, el hareketleri ile enterasan bir kişilikti. Ama özgünlüğü sadece "müzik" ile sınırlı kalmadı. Bir gün televizyona program yapmaya başladı. Onun yaptığı programlarla, çocuklarımızı farkettik, yakınımızdaki yaşlıların ellerini öptük. Mahallemizden başka mahallerin olduğunu, ülkemizden başka ülkelerin olduğunu keşfettik. Programlarını seyrettikçe dünyamızı genişlettik. Barış Manço, 10 yıl boyunca yaptığı televizyon programları ile bizi eğlendiren, eğlendirirken eğiten, eğitirken öğreten başarılı bir televizyon programcısıydı.
 
 
 
7'DEN 77'YE PROGRAMI

Barış Manço Adam Olacak Çocuk Programında  programında 4000 'den fazla çocuğu konuk alarak rekor kırmıştır.Ayrıca  Dönence isimli Dünya turu programı ile Dünya'yı 12 kez turlamıştır.Dere Tepe Türkiye programında Türkiye'yi en ucra noktasına kadar ayaklarımıza sermiştir.İkinci Kalvaltı programı ile yaşlılarımızı konuk edip saygı ve vefasını göstermiştir.
Türk televizyon tarihinde 12 yıldan fazla süren bu programı ile bir rekora imza atmıştır.
 
   
  
  
 

 

BARIŞ MANÇO'NUN SON RÖPORTAJI

  
Siz bir radikal misiniz?

Hayır ben bir Barış Çelebiyim.

Bence bir radikalsiniz. Sizin çok özel bir ilgi alanınız da çocuklar. Bizim çocuklarımıza olan o yoğun ilginin nedeni?
O çocuklar hepimizin. Onların adam gibi adam olmasında hepimizin sorumluluğu var. Aslında ben sadece bir çocuk programı yapıyor değilim. Biliyorum ki, beni çocuklar seyrettiği kadar onların büyükleri, anneleri, babaları, dedeleri, amcaları, anneanneleri, babaanneleri de seyrediyor. Daha güzel imkanlar sunarak daha huzurlu bir dünya kuralım istiyorum çocuklar için.

Biz sizi tevazu ve içtenliğinizle tanıyoruz. Her sanatçı, toplumun kendisini baş tacı etmesini ister...
Bir şartla bunu istemeye hakkı olur sanatçının; onun da toplumu baş tacı etmesi ve bunu en yalın haliyle göstermesi şartıyla. İyi niyetli, samimi ve içten bir insan olduğumu düşünüyorum. Bana ulaşmak, benimle konuşmak kolaydır. Sanata kırk yılımı verdim. Beni mahcup etmeyecek eserler ortaya koydum. İddialı olmadım; ama otuz yıl önce bestelediğim, söylediğim bir şarkı bugün hâlâ aynı coşkuyla dinleniyor. Sanatla başladım hayata ve sanatçı olarak bitirmek istiyorum. Siyaset aklımdan geçmiyor. Niye geçsin ki, ben şimdi iyi bir noktadayım. Konuştuğunda sözü dinlenen ve halkı tarafından oldukça sevilen biriyim. Aradığım şey geniş kitlelere seslenmek ve onlardan bir ses duymaktı. Bir usta olduğumu söyleyenler de oldu; ama ben buna ‘estağfirullah’ dedim. Hayatım boyunca da, ustayım, sanatçıyım gibi iddialarda bulunmayacağım. Benden sonra insanlar benim için böyle güzel şeyler konuşurlarsa, buna da çok memnun olacağımı itiraf etmeliyim.

‘Benden sonra’ diyorsunuz. Hayatı fâni olarak görebilmek, insanın kendisini inşa etmesi ve ilişkilerini düzenlemesi açısından da çok önemli bir fırsat değil mi?
İsabet buyurdunuz. Bizler genel anlamda elimizdeki şeylerin kıymetini onu kaybettikten sonra anlıyoruz; ama iş işten geçiyor çoğu kere. İhtiraslarımız, hırslarımız insani değerlerimizin, insana yaraşır kabiliyetlerimizin önüne geçiyor. Hayatın ve dolayısıyla kendimizin fani olduğunu unutmazsak, elimde ne kadar olduğunu bilmediğimiz zamanı kendimizi gerçekleştirmeye ve eser ortaya koymaya ayırırız. Hayatın böyle kavranıldığı bir toplumda, bir ülkede, bir dünyada da sevgi ön plana çıkar.

Şarkılarınızda çağrışım dünyası oldukça geniş ve daha çok bir filozof edasıyla ifade edilmiş bu tür parçalar var değil mi?

Ben hayatın gerçeğini anlatıyorum. Sevda kadar, ayrılık kadar ölüm de bizim bir gerçeğimiz. Bunlardan kaçmak yerine anlamak ve zaman içinde içimize sindirmek zorundayız.
Hüzünlenince daha fazla mı düşünüyoruz ayrılığı ve ölümü?
Olabilir, tam bilemiyorum. Ama genellikle pek fazla düşünmediğimiz, hatta kendimize ölümü yakıştıramadığımız için, her gelen ölüm bir şok etkisiyle geliyor. İnsan aynı zamanda düşünen ve hisseden bir varlık. Sanıyorum düşünerek ve hissederek yaşamak gerekiyor.

Yahya Kemal’in on beş yılda tamamladığı Sessiz Gemi’yi hatırlıyorum da anlam zenginliği ve çağrışımları açısından sizin birkaç eseriniz de ruhumda aynı etkiyi yapıyor.

Elbette ki bende Sessiz Gemi kıvamında bir eser yok. Merak ettim hangi eserim sizde ona benzer bir çağrışım yapıyor?
Mesela; Ömrümün Sonbaharında, mesela; Dağlar Dağlar... Kendi kendime
soruyorum acaba bir yolculuk mu var ve yolcu kim?

Yolculuk sürekli var ve sıramız gelince hepimiz yolcuyuz. Bir gün söylemeye, vedalaşmaya fırsat bulamayız belki. Onun için şimdiden söyleyeyim:

Çoktan uçmuş güvercin,
Tahta masam devrilmiş
Can dostum çoban uykuda.
Tatlı komşu Ayşe Teyze
Emekli Salih Öğretmen
Hepinize, hepinize elveda...
Dostlar elveda...
Gözlerim kurşun gibi ağır ağır kapandı bu gece
Elveda...


Allah gecinden versin, emr-i Hakk vaki olduğunda geride kalanların size hangi eserlerinizle seslenmelerini istersiniz?

Biz nasıl yaşamışsak ona göre eserler bırakmışızdır geriye... Gülpembe, Unutamadım...

Unutulma korkunuz var mı?

Hayır yok. İnsan ne zaman ölür biliyor musunuz? Fizik varlığınız itibarıyla bu dünyadan ayrılınca ölmüş olmazsınız. İsminiz ne zaman artık anılmıyorsa bu dünyada, o gün hem ölmüş hem de unutulmuş olursunuz.

İnsanın yüreğine seslenen ve kalıcı izler bırakan pek çok esere imza atmış bir insan olarak kimseden beste istemediğinizi, almadığınızı biliyorum; fakat bir istisnası var.


Bir dostumun çok güzel bir bestesi vardı: ‘Canım Oğlum.’ İlk dinlediğimde gözyaşlarımı tutamamıştım. Onu çok fazla istedim; fakat vermedi. Dilerseniz okuyayım:


Biz ölü seven bir topluma benziyoruz. Çünkü sevdiklerimize sevgilerimizi onlar da hayattayken neredeyse hissettirmemek için bir çaba sarf ediyoruz.
Siz toplumdan, bizlerden yeteri kadar sevgi gördünüz mü?
 Ben sevildiğimi biliyorum ve oldukça fazla hissediyorum; fakat her insanın benim kadar bu konuda nasipli olmadığını da biliyorum. Ne var biliyor musunuz? İnsanlar korkuyorlar birbirlerinden; çünkü çok ciddi bir çatışma sürecinden geçtik yakın tarihlerde. Ben o süreçte taraf olmadım ya da taraf olduysam sadece ve sadece ‘insanın’ tarafında oldum. 7’den 77’ye bu ülkenin tüm insanlarına aynı gözle baktım ve hepsini sevdim. Dedim ya ben hep sizin şarkınızı söyledim. Biliyorum ki, sanatçıya sevginizi ne kadar çok hissettirirseniz, o zaman o sanatçı ortaya çok daha güzel eserler koyar. Çıkmaz sokağa girmeden gösterelim ve hiçbir insandan esirgemeyelim sevgilerimizi. Üç-beş günlük dünya hayatı değmiyor hiçbir kavgaya...


Bu bir veda sohbeti olsaydı nasıl seslenmek istediniz bize?

Dün yine yapayalnız
Dolaştım yollarda
Yağmurlarda ıslanan
Bomboş sokaklarda

Unutmak kolay demiştin
Alışırsın demiştin
Öyleyse sen unut beni
Yeter ki benden isteme
Gözlerimde yaş, kalbimde sızı, unutmadın seni...

Gözlerimde yaş
Kalbimde sızı
Unutmadım seni
Unutamadım seni


Not: Bu röportaj Mehmet Gündem'in Barış Manço ile yaptığı röportajdan alınmıştır.

  




Saat
Twitter ve Facebook




Anket
En Sevdiğiniz Yerli Rock Müzik Grubu / Sanatçısı Kimdir ?
KÖŞE YAZILARI
Hava Durumu
Anlık
Yarın
28° 33° 24°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam36
Toplam Ziyaret3069152
GÜNÜN SÖZÜ

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.09192.0956
Euro2.81352.8185
BURCUNUZ

Günlük Falınızı Okuyun